Depresyon nedir? Belirtileri, türleri ve tedavi seçenekleri

Depresyon duygusal, zihinsel ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren ciddi ama tedavi edilebilir bir ruhsal hastalıktır. En dikkat çekici özelliği çökkün ruh hali ve zevk almada belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden severek yaptığı şeylerden keyif almaz, kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır; iç sıkıntısı, huzursuzluk gibi duygular ön plana çıkar. Bu hisler kişinin günlük yaşantısına engel olur ve aylarca sürebilirler; kişinin zihinsel faaliyetlerini ve genel sağlığını da olumsuz etkiler. Depresyon kendi başına önemli bir sağlık sorunu iken, diğer hastalıklarla ilişkisi ve onların olumsuz gidişine olan etkisi de kayda değerdir. Örneğin gebelikte depresyon veya doğum sonrası yaşanan depresyon anne adayları için çok ciddi sorunlar yaratabiliyor. Yine depresyon ile diyabet ve kalp hastalıkları gelişimi arasında ciddi bir ilişki olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış durumda. Ayrıca depresyonun kalp hastalıklarını 14 kat arttırırken inme (felç) riskini 3 kat arttırıyor. Uzmanlar depresyonun, alzheimera neden olan önemli bir faktör olduğunu belirtiyor! Yine depresyon, obezite ve kanser arasında sıkı ilişki olduğu kanıtlanmıştır!

Depresyon nedir? Depresyon ciddi bir hastalıktır, bkısa süre için üzgün veya mutsuz hissetmek değildir ve dünya genelinde en sık görülen; en çok engellik durumu yaratan hastalılardan birisidir. Belirtileri arasında; hüzünlü veya boşluk hissi, aşırı ilgi kaybı, aşırı yeme veya hiç yemek istememe durumu, uyuyamamak, ya da fazla uyuyamamak, aşırı yorgun hissetme, umutsuz, sinirli, endişeli veya suçlu hissetmek, ağrılar, baş ağrısı, kramp veya sindirim sorunları ile birlikte ölüm veya intihar düşüncesi bulunur. Depresyon bir beyin hastalığıdır, genetik, biyolojik, çevresel ve psikolojik faktörler gibi nedenleri olabilir. Depresyon her yaşta olabilir, ama genellikle gençler ve kadınlarda daha yaygındır. Kadınlar doğumdan sonra doğum sonrası depresyonu denilen durumu yaşayabilir. Depresif hastalıklar dünya genelinde görülen en yaygın ve önemli hastalıkları arasında yer almaktadır. Depresyonun ülkemizdeki görülme sıklığının %15 civarında olduğu sanılmaktadır ve kadınlarda erkeklere göre daha yaygındır. DSÖ’ye göre depresyon dünya genelinde kişinin yaşamını olumsuz etkileyen ve engellilik durumu yaratan en önemli hastalıklardan birisidir. Depresyon her yaşta, hatta çocuklarda bile görülebilir; kişinin hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını ciddi şekilde olumsuz etkiler. Depresyon ve anksiyete bozuklukları genellikle birlikte görülür ve intihar riski önemli oranda artabilir.Tüm ciddiyetine rağmen depresyon çoğunlukla ya fark edilmemekte ya da yetersiz tedavi edilmektedir. Bu nedenle depresyondaki kişi ve yakınları önemli sorunlar yaşayabilir. Depresyonun kalp krizi, inme ve diyabet gibi diğer ciddi hastalıkların ortaya çıkmasında rol oynadığı ve pek çok kronik hastalığın seyrini kötüleştirdiği kanıtlanmıştır. Tüm bu nedenlerden dolayı insanların depresyonu sıradan sıkıntılardan ayırması, zamanında fark ederek tedavi görmesi büyük öneme sahiptir

Depresyonun nedenleri

Depresyonun nadiren tek bir nedenden kaynaklanır. Genellikle farklı nedenler bir araya gelerek depresyonu tetikler. Örneğin, bir hastalık nedeniyle yorgun düşmek ve ardından yoksulluk gibi zorlu bir hayat veya bir yakınını kaybetmek depresyonu tetikleyebilir. Bunun yanında genetik yatkınlık yada fizyolojik nedenler de önemli bir faktör olabilir. Bu nedenle, ailede depresyon öyküsü olanlarda, depresyon görülme ihtimali yüksektir. Başlıca depresyon nedenleri şöyle sıralanabilir1-2:

  • Yaşanan olumsuzluklar, büyük acılara neden olan kayıplar ve yas
  • İş yaşamında karşılaşılan sorunlar
  • Evlilik, aile sorunları
  • Doğum ve lohusalık süreci
  • Kalıtsal yatkınlık
  • Fazla alkol kullanımı
  • Bazı hastalıklar (Kanser, MS, Epilepsi, Aids) ve ilaçlar
  • Menapoz – Antrapoz dönemi
  • Mevsim değişiklikleri

Yukarıda ki koşullara maruz kalan herkesin depresyona yakalanacağını söylemek doğru olmaz. Bunlar sadece risk faktörleridir

https://www.medikalakademi.com.tr/depresyon-nedir-nedenleri-belirtileri-turleri-tedavisi/

Depresyonun belirtileri nelerdir?

  • Günlük aktivitelerde yavaşlama, aşırı halsizlik,
  • Sosyal ilişkilerden kaçınma, sorunlarını paylaşamama
  • Cinsel ilgi ve istekte belirgin azalma,
  • Yemek yiyememe, iştahsızlık, kilo kaybı yada aşırı yeme eğilimi
  • Aşırı uykusuzluk, uykuya dalamama, yada aşırı uyuma eğilimi ve uyanamama
  • Baş, boyun sırt, eklem ağrıları, mide-bağırsak şikayetleri
  • Dikkatini toplayamama ve aşırı unutkanlık
  • İsteksizlik, hayattan zevk alamamak,
  • Kendimizi dibe vurmuş gibi hissetme, şiddetli üzüntü hissi
  • Umutsuzluk hissi, ölümü ya da intiharı düşünme,
  • Kendini suçlu, değersiz ve çaresiz hisseme

Yukarda sayılan belirtilerin görüldüğü herkesin mutlaka hasta olduğu söylenemez. Bunlar temel belirtilerdir ve türlerine göre ağırlıkları değişebilir.

Psikolojik Danışman Adaylarına Öneriler

Psikolojik danışman olarak, zaman zaman psikoloji, psikolojik danışmanlık gibi bölümlerde okuyan ya da bu bölümlerden yeni mezun olanların sorularına muhatap olmaktayım. Bu sorular genelde “İyi bir psikolojik danışman (psikolog) olmak için neler yapmalıyım?” bağlamında soruluyor. Ben de, hem bu sorulara cevap hem de psikolojik danışman adaylarına ipucu olması amacıyla bu yazıyı kaleme alıyorum. Aşağıda sıralayacağım maddelerin bir kısmı psikolojik danışman olarak, kendi mesleki yaşantımda uygulayıp pozitif etkilerini gördüğüm tutumlar olurken bazıları da pişmanlıklarımın ürünüdür. Başkalarının deneyim ve pişmanlıklarından ders çıkarmayı becerebilenler için bu yazının faydalı olacağını umuyorum.

İşte psikolojik danışmanlık yapmayı düşünenlere önerilerim:

1. Çok okuyun: Psikolojik danışman adayı olarak okumalarınızın merkezinde öncelikle mesleki kuramlar yer alsın. Özellikle öğrencilik sürecinde, karşılaştığınız kuram ve kuramcıları anlama çabanızı, ders materyali dışındaki okumalarınızla güçlendirin. Okurken, baştan savma davranmayın; dünyanın en önemli metnini anlamaya çalışıyor gibi davranın. Notlar tutun, hayret edin, eleştirin, küfredin; ama yazıyı yaşayın. Cesur olun, çünkü öğrencilik hata kaldıran bir süreçtir.

En iyi pratiğin en iyi teoriden geçtiğini hep aklınızda tutun. Teori, meseleye nereden başlayacağınızı tespit etmek için size ışık tutar. Ancak unutmayın ki insan, her teoriyi aşabilen gizemli bir varlıktır. Teorik güven ihtiyacınız ile yaşayan insan arasında uyuşmazlık gördüğünüzde ortaya çıkacak kaygıdan korkmayın. Unutmayın ki, büyük terapi kuramları bu kaygılar aşılmak üzere geliştirildi.

Alan dışı okumaları ihmal etmeyin. Şiir, roman, hikâye, deneme, tarih, sosyoloji, felsefe gibi yazın alanlarından da mümkün oldukça okumaya çalışın. İnsana dair olan her şey okunmaya değer.

2. Blog tutun: İnternet ortamında düşüncelerinizi, yaşadıklarınızı paylaşabileceğiniz bir bloğunuz olsun. Günümüzde bloglar, insanların kendilerini ifade etmek için kullandıkları önemli alanlardır. Blog yazarlığı sayesinde, düşüncelerinizin başkaları tarafından değerlendirilme, eleştirilme şansı yakalar; insanlar tarafından tanınma imkanına kavuşursunuz. Mesleğe atıldığınızda, internet ortamında bulunmanın ne kadar önemli olduğunu daha iyi göreceksiniz. Bu yüzden erken kalkın ve çok yol alın!

3. Eğitimlere katılın: Mümkün olduğunca çok eğitime katılın; ancak tüm algılarınız açık olsun. Önce anlamaya ve olmaya çalışın, sonra anlatmaya ve oldurmaya.

4. Teorik bir taban oluşturun: Psikolojik danışmanlık temel becerilerinin üstüne mutlaka teorik bir bakış oturtun. Okuduklarınızdan kendinize en yakın olan teorik yaklaşımı iyice öğrenin. Danışanlarınıza, kendi gerçekliklerini ihmal etmeden belirli bir teorik çerçeveden yaklaşmanız son derece önemlidir.

5. Mütevazi olun: Kendinizi hafife almadan, mesleğinize tevazuyla yaklaşın. Psikoterapi, psikolojik danışmanlığın gerçekçi gücü tevazudan geçer diye düşünüyorum. Tevazu, mesleğinizin sınırlarını ve sınırlılıklarını bilmek ve kabullenmektir. Tevazunun olmadığı yerde kibir beslenme alanı bulur ve kibir en büyük insani hastalıklardan biridir.

6. Siyasi olun: Zamane insanının en önemli sorunlarından biri, kendisi dışında olan bitenleri umursamamaktır. Siyasi olmak, bir partiye üye olmakla eş anlamlı değildir. Siyasi olmak, dünyanın gidişatına, memleketin gidişatına, eğitim, aile, hukuk gibi alanlara dönük kaygı duymak ve bir şeyler yapma çabası gütmektir.

7. Kendiniz psikolojik destek alın: Kendi varoluşsal kaygılarınızın, duygularınızın, geçmiş çocukluk ve yetişkinlik travmalarınızın ve aile kökeninden oluşan problemlerinizin farkında olun ve her birinin üzerinde bir uzmanla çalışın. İyi bir terapist / psikolojik danışman olmak öncelikle kendi kişisel hikayemizle ilgili farkındalıklarımız ve bu hikayenin bizim danışanla ilişkilerimizi nasıl etkilediğiyle çok yakından ilgili. Örneğin kendilik değeriyle ilgili sorunlar yaşayan, profesyonel çizgiyi korumakta sıkıntı çeken, hayır diyemeyen, yetersiz hisseden vb. biriyseniz mutlaka psikolojik yardım alın; süpervizyon alıyorsanız süpervizörünüzü bununla ilgili mutlaka bilgilendirin ve seanslarınızı bu bilgi perspektifinde değerlendirmesine yardımcı olun. (Bu madde Psikolojik Danışman Özlem Köse tarafından eklenmiştir. Kendisine çok müteşekkirim.)

Siz Karabasan Diyorsunuz, Bizler İse Uyku Felci

“Üzerimde müthiş bir ağırlık hissettim. Avazım çıktığı kadar bağırmak istedim ama sesim çıkmadı. Elimi, ayağımı oynatamadım…” Yaşayanların böyle tarif ettiği karabasan, uzmanlara göre aslında uykuda olması gereken bir durum. Çünkü beynimiz güvenliğimiz için uyku sırasında kaslarımıza hareketsizlik emri veriyor 

Yorucu bir günün sonunda, ana kucağı gibi sığındığımız uyku her zaman ihtiyaç duyduğumuz huzuru vermiyor ne yazık ki. Özellikle kabuslarla dolu bir gece geçirmişsek bu olumsuz ruh hali ertesi güne de yansıyor.
Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, karabasan ve kabus kavramlarına bilim dünyasının bakış açısını anlatıyor.

UYKU İLE UYANIKLIK ARASI
-Karabasan nedir? 

Karabasan; bir nevi kabustur. Her insan, hayatının bir evresinde karabasan kabusunu mutlaka yaşar. Kişi karabasan esnasında üzerinde tarifsiz bir ağırlık hisseder. Nefes alması zorlaşır, bağırmak, seslenmek ister ancak bunu yapamaz. İstese de ellerini ve ayaklarını oynatamaz. Aslında uyku ile uyanıklık arasında bir yerdedir. Kanaatimize göre insanlar derin uykudan birden uyandıklarında, henüz beynin kaslardaki hareketsizlik emirleri kalkmamıştır.
-Beyin, uyku sırasında kaslara “hareketsizlik emri” mi veriyor? 
Normalde insanlar uykuya geçtiklerinde gördükleri rüyaların etkisi ile kol ve bacaklar hareket etmesin diye, beynimiz kaslarımızı bir nevi geçici felç durumuna getirir. Yani bir çeşit “uyku felci” devreye girer.
Karabasan diye tarif edilen durumda kişi uyanır ancak kol ve bacak hareketlerini uykuda iken frenleyen merkez henüz devre dışı kalmadığından hareket edemez, ses çıkaramaz.
Bilimsel olarak “uyku felci” şeklinde açıklanabilen karabasanın, halk arasında çok çeşitli yorumları var. Örneğin Alman kültüründe karabasana “cadı basması” denir. Her ne şekilde yorumlanırsa yorumlansın, karabasanın insanı çok rahatsız eden bir durum olduğu bir gerçektir. Biz bilimsel bir yaklaşımla bunun “uyku felci”nden kaynaklandığını düşünüyoruz. Uyku felci, insan organizması içinde mutlaka gerekli bir durumdur. Zira uyku felci olmasa idi, insanlar rüyalarındaki hareketleri uykuda iken yapmaya çalışır ve hem birçok kol ve bacak yaralanmalarına neden olabilir hem de yanımızda bir başka kişinin de uyuması mümkün olamazdı.

KABUS RÜYA PSİKOZUDUR
-Kabus görmek nasıl açıklanabilir?

Kabus görmek, rüyalardan biraz daha farklı bir durum. Bunu özetle “rüya psikozu” olarak adlandırabiliriz. Uyku esnasında limbik sistemdeki enerji yoğunluğunun kontrolsüz bir şekilde salıverilmesi söz konusudur. Bu patolojik enerji yoğunluğu, ön korteksin hiçbir müdahalesi ve kontrolü olmadan iç dünyamıza yansır. Limbik sistemdeki merkezlerin anormal kontrolsüzlüğü, girift bir şekilde birbirine karışarak aşırı ve istenmeyen görüntüler halinde uykuda tezahür eder. Genellikle kabusun etkisiyle, yataktan ani fırlamalar ve uyku bölünmeleri olur. Ayrıca kabusun olumsuz etkisi gün boyu hatta günlerce sürebilir ve kişiyi bilinçli veya bilinçsiz etki altında bırakabilir.

PANİK ATAKLARI ARTIRIYOR
-Kabuslar kişiyi nasıl etkiler?

Beyindeki limbik sistemdeki kontrolsüz enerji yoğunluğu, uykuda kabuslara, bilinçlilik halinde ise panik ataklara neden olabilir. Bazen kabuslar ve panik ataklar aynı kişide aynı zamanda bulunabilir. Bu durum panik atakların daha şiddetli olmasına neden olabilir. Kabus görmek, bazen o kadar ağır ve korkutucu olur ki, insanlar uyumak istemezler ve Uyumamak için günlerce direnebilirler. Uyku onlar için çok büyük bir işkencedir. Böyle kabusların arka planında, limbik sisteme yönelik şiddetli biyokimyasal (ilaçlar, uyuşturucular vs) ya da psikolojik travmalar söz konusudur.

ANTİDEPRESAN VE TERAPİ
-Karabasan ve kabusların görülmesine neler neden olabilir? 

Uyuşturucular, özellikle kokain, LSD ve extasy halisünasyon (hayal görme) ve kabuslara sebep olabilir. Santral sinir sistemini uyaran haplar da limbik sistemdeki merkezlerin işleyişini bozarak kve karabasana neden olabilirler. Ayrıca psikolojik rahatsızlıklar ve kan dolaşımındaki düzensizlikler de karabasan görmede etkili rol oynar.
-Karabasan ve kabusları sıkça gören kişiler ne yapmalı? 
Çok rahatsız edici ve sürekli olan kabuslar ve karabasanlar için antidepresanlar nispeten fayda sağlayabilirler. Fakat antidepresanlar mutlaka doktor kontrolünde alınmalıdır. Psikoterapi görmek de kabuslardan kurtulmak için yararlanılabilecek bir tedavi türüdür.

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMADA ETİK KURALLAR

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMADA ETİK KURALLAR

Ancak ceza yasası kapsamına giren suçlar yargı organlarına bildirilir. Yasal yaptırımı olsun ya da olmasın, bir meslekte etik kurallar koymanın amacı, öncelikle hizmet götürülen insanları korumaktır. Meslek çalışanları bu kurallara uymakla mesleklerinin toplumdaki itibarını korumuş olurlar. Bu bölümde rehberlik ve psikolojik danışma alanında çalışan kimselerin öncelikle danışanları ile ve ikinci derecede olmak üzere diğer meslektaşları ile ilişkilerinde uymaları gereken kurallar ve bunlara ilişkin görüşler kısaca aktarılmaya çalışılmıştır.
DANIŞMANLARIN DANIŞANLARLA İLİŞKİLERİNDE UYMALARI GEREKEN KURALLAR
Danışmanın psikolojik danışma hizmeti verirken Amerikan Kişilik Hizmetleri ve Rehberlik Derneği tarafından belirlenen ve Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği tarafından da benimsenen temel ilkeleri göz önünde bulundurması, hem kişinin onurlu ve başarılı bir meslek üyesi olarak çalışması, hem de mesleğin toplumda saygınlık kazanması bakımından çok önemlidir. Aşağıda bu temel ilkeler açıklanmıştır
GİZLİLİK
Psikolojik danışma hizmetlerinin yürütülmesinde gözetilecek en önemli husus görüşmenin gizliliğini korumaktır. Danışanlarına bu güvenceyi veremeyen bir danışmanın meslek ömrünün kısa olacağı açıktır. Kendine ilişkin bilgilerin ulu orta etrafa yayıldığını duyan bir danışanın danışmanına bir daha başvurması söz konusu olmayacağı gibi bu tür olaylar başkalarının da bu hizmetlere güveninin sarsılmasına yol açar. Böyle bir danışman sadece kendisine değil, mesleğine de zarar vermiş olur.Gizliliğin korunması ilke olarak kabul edilmekle birlikte bunun sınırlarının çizilmesinde zorluklar bulunmaktadır.
Bir danışman danışanına olduğu kadar çalıştığı kuruma ve daha geniş çapta topluma karşı da sorumludur. Danışanın sır olarak verdiği bilgilerde kendisine veya içinde bulunduğu topluma zararlı olabilecek bazı unsurlar bulunduğu taktirde danışman ne yapacaktır? Örneğin, ailesi ile ilişkilerinin çok bozuk olduğunu, bu yüzden evden kaçmayı ya da intiharı düşündüğünü söyleyen bir danışanın durumu ilgililere haber vermeli midir? Vermezse ve danışan gerçekten dediğini yaparsa danışman sorumlu sayılmaz mı?
Bir danışan kendisinin ya da bir başkasının işlediği veya işleyeceği bir suçtan söz ederse danışman ne yapmalıdır?
APGA tarafından belirlenen etik standartlardan psikolojik danışma ile ilgili olanların yukarıdaki sorulara yanıt oluşturacağı düşünülebilir:
Madde 2:
Danışman danışma ilişkisini ve bu ilişki yoluyla danışan hakkında edindiği bilgileri gizli tutmalıdır.
Madde 3:
Danışman, görüşme notları, test sonuçları vb. dokümanları sadece psikolojik danışma, araştırma ve danışman yetiştirmek amacıyla kullanılabilecek mesleki veriler olarak görmeli, bunların kullanılmasında danışan ya da danışanların kimliklerinin gizli tutulmasına titizlikle uymalıdır.
Madde 7:
Danışman, danışma ilişkisi sırasında görevli bulunduğu kurumun sorumluluk taşıdığı diğer kişiler için zararlı olabilecek bir durumdan haberli olacak olursa danışanın kimliğini açıklamaksızın durumu sorumlu kişilere bildirmelidir.
Madde 8:
Ya danışanın kendisi ya da başkaları için açık ve yakın bir tehlikenin söz konusu olduğu hallerde danışman durumu sorumlu kişilere bildirmeli ve durumun gerektirdiği acil önlemleri almalıdır.Görüldüğü gibi, danışmanın danışana karşı sorumluluğu danışanın ve toplumun iyiliği için taşıdığı sorumlulukla sınırlı bulunmaktadır. Danışman bu durumu psikolojik danışma ilişkisi başlamadan önce ya da danışman ilişkisi sürerken, uygun bir zamanda danışana anlatması gerekmektedir. Danışmanın, kendisine anlatılanları hangi koşullarda ne derece saklayabileceğini baştan açıklaması dürüstlüğünün, samimiyetinin işaretidir. Böyle bir tutum danışanın güvenini sarsmayacak, aksine artıracaktır.
REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMADA ETİK KURALLAR
Meslek çalışanları insanların yararlanacakları mal ve hizmetleri üretirler. Ancak her meslekte, insanlara zarar verebilecek girişimleri önlemek amacı ile konmuş, üyelerin faaliyetlerini sınırlayan bazı kurallar vardır. Bunların bir kısmı resmi kurumlar tarafından saptanmış yazılı kurallardır. Bazı kuralların ise kaynağı gelenekler olup bunların yasal yaptırımı olmayabilir. Mesleklerin ahlak kuralları genellikle meslek örgütleri tarafından konur ve çalışanların denetimi bu kuruluşlar tarafından yapılır.
DEĞER AKTARIMI
Psikolojik danışma ilişkilerinde ortaya çıkan bir ahlak sorunu da danışmanın yaşam felsefesini, dinsel ya da toplumsal değerlerini danışana aktarmasında sakınca olup olmadığıdır. Psikolojik danışma iki insanın değer, inanç, tutum gibi duygusal tonu ağır konular üzerinde etkileşimde bulundukları bir ilişkidir. Bu ilişkide danışmanın kendi görüşlerini, inanç ve değerlerini ortaya koymasını gerektirebilecek durumlar olabilmekte ve danışman danışan karşısında nötr bir tavır takılmaktadır. Böyle bir davranışın kaçınılmaz olduğu yanında sakıncalı olduğu da ileri sürülmektedir.
Murphy (1951) danışanın yeterli bir yaşam felsefesi geliştirebilmesi için yeterli bilgiye sahip olmadığını, danışman gibi bilgili bir kişinin dünya görüşünden yararlanmasının değer açıklama olarak anlaşılmaması gerektiğini ileri sürmekte, yardım ve tavsiye isteyen deneyimsiz bir gence uygun davranışı ve bunun gerisinde yatan yaşam felsefesini önermenin sakıncalı olmaması gerektiğini ileri sürmektedir. Taylor’da (1956) evrensel olarak doğru ve etik bakımdan iyi olanın danışma ilkesine getirmenin yararını savunmaktadır.
Barrow (1971) ise bir danışmanın danışanı ile değerleri tartışmaktan kaçınmasının, belki bilgili ve kendine hakim danışanlar için doğru bir davranış olabileceği, ancak henüz kimliği bulma çabasında olan ve özellikle yanlış kimlik geliştirilmiş olan gençlerle çalışırken onlara toplumda geçerli değerleri tanıtmasının gerekli olduğunu ifade etmektedir. Güdümlü psikolojik danışma yaklaşımı benimseyen danışanlar, danışanın davranışlarını denetim altına almaları ve onu yönlendirmeye çalışmaları nedeniyle güdümsüz danışma yaklaşımı benimseyen danışmanlar tarafından eleştirilmektedirler.
Bu eleştirilere yanıt olarak Krasner “danışmanlar kontrol ve yönlendirici rolden rahatsız olmaktadırlar ama bunlar aslında danışmanın yaptıklarını betimleyen terimlerdir. Psikolojik danışman başkalarını etkileme ve davranışı kontrol etme gücüne sahiptir. Asıl bir danışmanın bu durumu kabul etmemesi etik kurallara uymayan bir davranıştır” demektedir.
Güdümsüz danışma yaklaşımı benimseyen yazarlar psikolojik danışmanın değer aktarma, yaşam felsefesi kazandırma süreci olmadığını, psikolojik danışma ortamının zaten danışana değerlerini irdeleme olanağı sağladığını ileri sürmektedirler.
Patterson (1958) bir danışmanın, kendi dünya görüşünü ve değerlerini danışma ilişkisine getirip tartışmasının sakıncalı olduğu görüşündedir. Patterson’a göre etik ilke ve kurallar üzerinde tam bir anlaşma olmadığı gibi, her danışman uygun bir yaşam felsefesi geliştirecek kadar bilge kişi olamaz. Zaten bir psikolojik danışma ilişkisi yaşam felsefesi geliştirmek için uygun bir ortam değildir. Bu, çeşitli kaynaklardan gelen etkilerle uzun sürede oluşur. Genç danışman kendi dünya görüşünü kendisi geliştirmeli ve bunun mutluluğunu yaşamalıdır.
Psikolojik danışmada değerlerin tartışılmasına karşı çıkan yazarlar, danışanını etik değer ya da yaşam felsefesine ilişkin konuları hemen kapatması ve bunların konuşulmasını reddetmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Burada kaçınılması gereken davranış değerleri tartışırken belli bir değerin ya da yaşam görüşünün ısrarla övmek ve savunmak, belli bir görüşü kabul ettirmeye çalışmak, ikna, telkin ve koşullama yöntemlerini kullanmaya kalkışmak, belli bir siyasal ya da dinsel görüşü aşılamaya çalışmaktır. Bir danışmanın görevi danışanın kendi istekleri ile toplum beklentilerini yakından tanımasına ve toplumla çatışmaya düşmeden kendini gerçekleştirmesine yardımcı olmaktır
Toplumda kurallar zamanla değişmektedir ama belli bir zamanda geçerli olan ve bireylerin davranışlarını belirleyen kuralların varlığı da bir gerçektir. Danışan önce mevcut kurallara uymalı öğrenmeli, bu kuralların değişmesini istiyorsa izlemesi gereken demokratik yolları denemelidir. Psikolojik danışma bunun için uygun bir ortamdır. Danışanın moral gelişimi sorunların düşünmeden, içtepilerle çözdüğü aşamasının üzerine çıkmamışsa ve karar verirken moral ilkelerine aldırmadan davranıyorsa, bu konudaki yetersizliğinin farkında ise ve bu eksikliğini gidermek istiyorsa danışana Değer Eğitimi vermek gerekli ve yararlı olabilir.
Ancak danışan bunu çok dikkatle yapmalı, danışanın yanlış da olsa değerleri üzerine gidip direnç yaratmamalıdır. En iyisi danışmanın olgun, bilge bir kişi olarak kendi değerlerini örnek davranışları ile danışana yansıtmalıdır. Örneğin başkalarına saygılı olmak gibi bir değeri danışanına benimsetmek isteyen bir danışman, önce kendisi danışanına ve başkalarına karşı saygılı davranışlar gösterecek davranışa model olmalıdır.
MESLEĞİ KÖTÜYE KULLANMA
Bir danışman edindiği bilgiyi, beceriyi ve kendisine tanınan yetkileri danışanın iyiliği için kullanmak zorundadır. Yetki sınırlarını aşan durumlara el atmak, etkisi henüz kanıtlanmamış yeni teknikleri denerken danışanı denek olarak kullanması ona zarar verecek sonuçlar doğurabilir. Danışman edindiği bilgi ve becerilerle yeterli hizmet veremeyeceği bir danışanı hemen ilgili bir kurum ya da uzmana havale etmeli ve böyle bir davranışın mesleki yeterliliği hakkında yanlış anlamalara yol açabileceği kaygısına kapılmamalıdır. Ayrıca bir danışman danışanı ile profesyonel sınırları aşan bir ilişkiye girmemelidir
DANIŞMANLARIN MESLEKTAŞLARI İLE İLİŞKİLERİNDE UYACAKLARI KURALLAR
Danışman mesleğinin korunmasından ve geliştirilmesinden de sorumludur. Bir bakımdan, kendini yüceltmek için meslektaşlarını küçümsemesi ya da karalaması meslek etiğine aykırı davranışlardır. Danışman mesleğinde gelişmek için yaptığı çalışmaları öğrendiği yeni teknikleri diğer meslektaşları ile paylaşmalı, onların da gelişmesine yardımcı olmalıdır. Danışman meslek ahlakına aykırı davranan meslektaşlarını da uyarmalıdır.
Psikolojik danışma ve rehberlik uygulamaları sırasında uyulması gereken kuralları içeren ve yazar tarafından hazırlanmış olan aşağıdaki Meslek Andı’nın danışmanlara, karşılaşacakları problematik durumlarda doğru yolu bulmalarına yardımcı olacağı düşünülmüştür.Psikolojik danışman olarak, kazandığım bilgi ve becerileri benden yardım isteyen danışmanlarımın iyiliği için kullanacağım. Danışana daima saygılı davranacağım; kararlaştırılan saatte onu görüşmeye alıp içten bir ilgi ve dikkatle dinleyeceğim.
Danışanı hiçbir biçimde kendi maddi ya da ruhsal gereksinimlerimin doyum aracı olarak görmeyeceği, ondan yasal haklarımın dışında çıkar sağlamaya kalkışmayacağım, onunla mesleki ilişki sınırlarını aşan türde ilişki kurmayacağım. Bilgimin yetersiz olduğunu kabul ederek, daima kendimi geliştirme çabası göstereceğim.
Yeterlik sınırlarımı aşan vakaları ilgili kurumlara gönderecek, danışanı asla deneme aracı olarak kullanmayacağım. Bildiklerimi meslektaşlarımla paylaşacağım, tartışacağım. Meslektaşlarımı küçük düşürecek söz ve davranışlardan kaçınacağım.
Meslek yaşamım boyunca bir psikolojik danışman olmanın gururunu duyacak, mesleki bilgimi geliştirmek ve mesleğimin düzeyini yükseltmek için çaba göstereceğim.
Ayşe DURMAZ 13130036
Hakan ÇAKMAK
13130025

Stresle Başa Çıkma Yöntemleri

Psikiyatrist Psikoterapist Yrd. Doç. Rıdvan Üney, konu hakkında yaptığı değerlendirmede, “Esasen stres sıkıntılı durum anlamına gelir. Zihnimize ya da bedenimize dışarıdan ya da iç dünyamızdan gelen saldırılardır. Örneğin soğuk havada dolaşmak bedenimize soğuk stresi yaratırken, ertesi gün girilecek sınav ya da bir iş görüşmesi zihinsel stres yaratmaktadır. Bedenimize yönelik strese daha fazla tedbirli olmamıza rağmen, zihinsel stres karşısında daha kırılganızdır. Yani zihinsel stresle baş etmek daha zordur. Aslında stres bizi diri tutan bir durumdur. Ancak fazla olursa, uzun sürerse, baş edemez duruma gelirsek sorun haline gelir dedi.

Dünyanın hızla gelişip ve değiştiğini söyleyen Yrd. Doç. Rıdvan Üney, “Her geçen gün hayatımıza yenilikler giriyor. Örneğin bundan 30 yıl önce cep telefonu yoktu. Bugün hayatımızı kolaylaştıran bu yenilik, acaba beynimizde kanser yapar mı diye düşünüyoruz. Hayatımızı kolaylaştıran yenilikler, artık bizim için bir stres nedeni olabiliyor” ifadelerini kullandı.

“GÜNÜMÜZDE STRESE NEDEN OLAN BİRÇOK DURUM VAR”

Günümüzde strese neden olan birçok durumun bulunduğunu söyleyen Yrd. Doç. Rıdvan Üney, bu sorunları şu şekilde sıraladı:
“Fiziksel nedenler; aydınlık olmayan ortamlarda çalışmak, kalabalıklar (otobüs, metrobüs, dolmuş), aşırı sıcaklar, aşırı soğuklar, yoğun trafik, işe, okula gitmek için birden çok vasıta değiştirmek, uzun çalışma süreleri, tatil yapamama, dinlenememe, çok çalışma, hastalıklar, çevre kirliliği, yakınlarıyla, arkadaşlarıyla görüşememe, işsizlik, iflas, düşük ücretler, iş yerinde görev belirsizlikleri, borç, geçim sıkıntısı, barınma koşulları, göç, gibi birçok neden sayılabilir. Sosyal ve psikolojik nedenler ise; yalnızlık, yakınlarının desteğinin olmaması, eşler arasındaki çatışmalar, çocuklarla ilgili sorunlar, boşanma, ayrılıklar, güvenlik sorunları, işyerinde bezdirici uygulamalar, iş arkadaşlarıyla uyumsuzluk, ilişki sorunları, aşırı mükemmeliyetçilik, titizlik, alınganlık, korku, endişe, suçluluk duyguları, kıskançlık, utangaçlık, belirsizlikler, değersizlik duyguları, aşırı eleştiri gibi birçok neden sayılabilir.”

Üç aşamada stresle baş etmeye çalışılabileceğini belirten Yrd. Doç. Rıdvan Üney, “İlk olarak stres başladığında bize alarm verir. Savaşma ya da kaçma dönemidir. Bu dönemde beklenilen davranışların dışında davranmaya başlarız. Yani stresin ilk etkisi ortaya çıkar. Daha sonra stresli duruma direnmeye çalışırız. Bu dönemde strese uyum sağlarsak yani baş edebilirsek, her şey normale döner. Bazı olumsuz davranışlarımız olsa da, sonrasında durum normalleşir. Eğer direnemezsek tükenme aşaması başlar. Kişinin gayreti kırılır, mücadeleyi kaybeder. Artık bu duruma neden olan stres dışındaki tüm olaylardan da etkilenir duruma gelinir” ifadelerini kullandı.

STRESİN ETKİLERİ

Psikiyatrist Psikoterapist Yrd. Doç. Rıdvan Üney, “Baş ağrısı, boyun ve sırt ağrıları, mide şikayetleri, aşırı gaz şikayetleri, kabızlık-ishal dönemleri, göğüste ağrı, çarpıntı, iştahta azalma ya da aşırı artma, halsizlik, güçsüzlük, bayılmak, kendinden geçmek, isteksizlik, bitkinlik, aşırı uyku ya da uykusuzluk, moral bozukluğu, dalgınlık, iş ve okul performansında düşme, insanlardan uzaklaşma, neşesizlik, keder, dikkat sorunları, konsantre olamama, ilişkilerde bozulma, öfke nöbetleri, sinirlilik, telaş, ağlama, karar vermede güçlük, aşırı tepkiler, telaş, alkol ve sigara kullanımında artış gibi birçok olumsuzluk görülebilir” şeklinde konuştu.

Üney, stresle başa çıkabilmek için ise, şu önerilerde bulundu:

“- Öncelikle sizde strese neden olan durumları tespit edin.

– Mutlaka kendinize zaman ayırın. Zaten bu durumu fark etmek için bile olsa, zaman ayırmanız gerekir.

– Yakınlarınızın uyarılarını ve önerilerini dinleyin.

– Rahat kıyafetler giyin.

– Mutlaka yürüyüş ve egzersiz yapın.

– Dengeli beslenin, ağır yiyecekler yerine sebze veya meyve tüketin.

– Alkol ve sigaradan uzak durun.

– Gürültüsüz sakin ortamları tercih edin.

– Sevdiklerinizle zaman geçirin.

– Sizi üzen kişi ve olaylardan uzak durmaya çalışın.

– Yapmakta zorlandığınız ve sizde stres yaratan işlerde mutlaka yardım isteyin.

– Dostlarınızla, akrabalarınızla zaman geçirin.

– İşlerinizi aksatmayın, sıraya koyun ki zamanı iyi kullanarak zaman stresini yönetin.

– Ailenize zaman ayırın.

– Mutlaka müzik dinleyin

– Hobilerle uğraşmak kişiyi streslere karşı oldukça korur. Hobi edinin.

– Güler yüzlü olmaya çalışın, bunun mutlaka geri olumlu dönüşü vardır.

– Sevdiklerinizle, iyi zamanlar geçirirken cep telefonunuzu kapatın.

– İmknınız varsa mutlaka tatil yapın, yok ise hafta sonu şehrinizde daha önce hiç gitmediğiniz piknik alanlarına gidin, tarihi yerleri gezin.

– Hayır demeyi öğrenin ve deneyin.

– Uykunuza ve dinlenmenize önem verin.

– Bugüne odaklanın, gelecek için bugünden yoğun planlar yapmayın.

– Sevginizi ifade edin.

– Nefes egzersizleri ve gevşeme egzersizleri yapın.

– Gerektiğinde mutlaka psikolojik veya psikiyatrik destek alın.

Rehberlik

Aslında saf ve temiz duygular sizi rahatlatıyorsa doğru yerdesiniz devam edin.
Mutluluk kavramı aslında yaşla ters orantılı ilerler.
Mesela?
Çocukluk çağınızı düşünün…
Fizyolojik ihtiyaçlarınız karşılanıyordu. Anne ve babanız güvenlik ihtiyacınızı karşılıyordu. Onların var olması dahi sizi güvende hissettiriyordu.
Sokağa çıkıp oyun oynamak dünyanın en güzel hissi gibiydi. Bakkaldan aldığınız sakız ve gazoz şimdiki zamanın sanki lüks bir restaurantın da pahalı bir yemek gibiydi.
Etraf toz ve toprak ise sorun yapılmaz hatta üzerinde gayet de güzel koşulur ve oynanırdı.
Bu güzel örnekler göz önüne alındığında, şimdi neden mutluluk kavramının bizden uzaklaştığının farkına vardınız mı?
Evet, yaş ilerledikçe ihtiyaçlar artar. Artan ihtiyaç maddiyat ister. Maddiyat sonunda egoyu besler. Beslenen ego ilgi ve ait olma ihtiyacını doğurur. Bunların en sonunda ise tabi ki de karşı cinsle olan birliktelik olgusu meydana gelir.

Tamam anladık her şey çocukluk zamanı gibi olmuyor, peki ne yapmak gerek?
(yazımızın sonunda çok güzel bir aktivite var, merak etme sen yapmak istedikten sonra çok şey var)

İnsanlar doğuştan saldırganlık ve haz alma içgüdüsel davranışları beraberinde getirirler.
Mutlulu sizin içinizde bir yerlerde, ve onu bulmak sizin elinizde.

Ölüm her insana negatif çağrışımlar yapar
Kendinizi ÖLDÜRMEYİN!

İçinizde kuytu köşelerde yaşayan çocuğu hiç bir zaman öldürmeyin. Hani her insanın diline dolanan bir cümle vardır “Çocukça bir şey yapasım var” işte bu sizin içinizde bastırmış olduğunuz, bilinç dışınıza ittiğiniz, aslında yapmak istediğiniz fakat çocukluğunuzda buna engel olunan şeydir. Zarar verici etkisi yoksa, korkmayın ve davranışa geçirin.
Mesela, eskiyi anımsatacak bir kaç olay yaşayın. Çocukluk arkadaşınızla buluşup önceden yaptığınız bir kaç aktiviteyi tekrarlayın.
Hiç düşündünüz mü neden çocukluktan bu yana bu arkadaşınızla sürekli berabersiniz?
Çünkü ilişkilerde saf ve sade duygular vardı.
Çıkar ilişkisi yoktu.
Yaptığınız davranışların ardında bir maske yoktu.

Eğer buraya kadar sıkılmadan okumuşsanız, sizi rahatlatacak bir olay gerçekleştirmek istiyorum.

Aşağıdaki linki açın ve, aşağıda ki yazıyı tamamen okuyup bitirdikten sonra uygulamaya başlayın. Emin olun, size çok iyi gelecek.

Rahatlamaya çalışın, aklınızda ki tüm düşünceleri yavaşça kenara koyun.
Rahatladığınız zaman gözlerinizi sakin bir şekilde kapatıp 20 den geriye kadar sayın, kendinizi gevşetin ve 0 dediğinizde çok güzel bir rüya göreceğinizi söyleyin. Bu rüya, çocukluğunuza dair olacak. En mutlu gününüzden bir gün, bir kesit. Trans halinizin 5 dakika süreceğini söyleyin.
Rüyaya daldığınızda, o masum ve maskesi olmayan küçük çocuğu görün…
Ne kadar mutlu ve huzurlu değil mi?
Ona bakarken şu soruları sorun.
Neden değiştik?
Bizi değiştiren neydi?
Acaba ileriye dönük bir mektup yazmak istese, benim şimdiki halime ne yazardı?

Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz.

Oturun ve 5 dakikalık huzurunuzu düşünün

Bunu yapmak size ne kazandırabildi?

Unutmayın, dünyaya sığmayacak kadar paranız olsa tek satın alamayacağınız şey geçmişiniz olurdu.

Şimdi son bir istekte bulunun kendinizden ve 5 dakikanızı ayırıp ileri zamanda ki kendinize bir mektup yazın

Ders Stresi

Sınav kaygısı öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili biçimde kullanılmasını engelleyen ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıdır.
Bazı öğrenciler yaklaşan sınavdaki başarı düzeyini genelleyerek bunu kişiliğinin başarı ya da başarısızlığı olarak değerlendirebilir. Bu durum değerlendirilme korkusuna ve sınavın sürecinden çok sınavın sonucuna odaklanmaya neden olur.
Sınav kaygısı pek çok öğrenci tarafından yaşanır. Sınav öncesinde sırasında ve sonrasında gerginlik ve heyecan hissedilebilir. Bu beklenilen bir duygudur. Sınav kaygısısınava hazırlanmak ve sınav sırasında başarıya ulaşmak için istekli olmayı sağlar. Ancak… Sınav kaygısı normal kaygıdan farklı ve daha şiddetlidir! Potansiyel olarak daha ezicidir! Daha rahatsız edici ve huzursuzluk vericidir! Yardımcı ya da motivasyon sağlayıcı değildir. Sınav kaygısının olması sınav öncesini sınav anını ve sınav sonrasını kapsar. Örneğin: Ders çalışmayı dikkati verimli kullanılmayı engeller. Sınav anında bilgiyi kullanmayı karar verme sürecini etkiler. Bilgi düzeyine ve kendine olan güveni azaltır.
Sınav kaygısı farklı öğrencileri farklı yönlerde etkiler.

Genel olarak sınav kaygısına neden olabilecek farklı alanlar:

  1. Yaşam tarzı
  2. Yetersiz öğrenme ve bilgi ihtiyacı
  3. Ders çalışma tarzı
  4. Psikolojik faktörler

1. Yaşam tarzı: Zamanını uygun kullanamama kötü beslenme (aşırı şeker kahvesigara alkol tüketimi) uykusuzluk yetersiz dinlenme yeni bilgiyi öğrenmeyi engelleyebilir. Sınav sırasında ise dikkat ve odaklanmayı azaltır dolayısıyla bilgi ve potansiyeli kullanmayı engeller hata yapma olasılığını da artırır
2. Yetersiz öğrenme ve bilgi ihtiyacı: Herhangi bir dersle ilgili yetersiz öğrenme kaygıyı arttıran en önemli faktörler arasındadır.
Bilgi kaygının panzehiridir…
3. Ders çalışma tarzı: Öğrencinin nasıl çalıştığı çalışma süresi kadar önemlidir. Yetersiz çalışma tutarsız ve ilgisiz konuları çalışma ezberlemeye çalışma müzik dinlerken ya da eğlence ortasında çalışma etkisiz çalışma anlamadan okuma konuyu tam olarak anlamadan konuyla ilgili soru çözme tekrar gözden geçirme için not tutmama tekrar etmeme…
Sınavdan önceki gece çalışmak çalışmadan alınan verimi düşürür. Dikkati derse odaklamayı engeller. Öğrenilmesi istenilen bilginin öğrenme süresini uzatır. Dolayısıyla sınav üzerindeki kontrol azalır ve başarıyı düşürür.
4. Psikolojik faktörler: Bu faktörleri zihinsel belirtiler fizyolojik belirtiler duygusal belirtiler ve davranışsal belirtiler olarak ele alabiliriz.
Zihinsel Belirtiler: Felaket yorumlarını içeren tüm inanç ve düşüncelerdir bu da kendini aşırı gözlemeye unutkanlığa ve dikkatini toplamada sınav sorularını okuyup anlamada düşüncelerini organize etmede soruları cevaplarken anahtar kelimeleri konuları hatırlamada güçlüğe neden olur.

ÖRNEK:
Sınav üzerinde kontrolünün olmadığı düşünceleri:
‘‘Rezil olacağım başarısız olacağım yapamayacağım her şey kötü olacak”
Sınav ve sonuçları hakkında gerçekçi olmayan düşünceler:
“Eğer geçemezsem annem/babam beni öldürür!”
‘‘ Eğer kazanamazsam annem/babam beni öldürür’’
Gerçekçi olmayan talepler:
“ Bu sınavda derece yapmalıyım yoksa ben değersiz/başarısız biriyim.”
‘‘ÖSS den ful çıkarmalıyım yoksa ben değersiz /başarısız biriyim’’
Felaket tahminleri:
“ Ne yaparsam yapayım kalacağım.”
‘‘Ne yaparsam yapayım üniversiteye giremeyeceğim. Hele istediğim bölüme
girme şansım hiç yok’’

PEK ÇOK ÖĞRENCİ SINAV ÖNCESİ KENDİNİ KAYGILI HİSSEDER.
HAFİF BİR KAYGI SİZİ MOTİVE EDER.
BAŞARIYI ARTIRIR…
GERÇEK DIŞI OLUMSUZ DÜŞÜNCELERE KAPILMAYIN…

Fizyolojik Belirtiler:
Hızlı kalp atışı
Kas gerginliği
Nabız artışı
Göğüs ağrısı göğüste sıkıntı hissi
Terleme artışı
Baş ağrısı baş dönmesi
Hızlı soluk alıp verme
Bayılacak gibi olma
Nefes daralması
Sersemlik hissi
Ağız kuruluğu
Uyuşma karıncalanma hissi
Midede kasılma
Ellerde titreme
Bulantı hissi
Üşüme ürperme
Karın ağrısı
İdrar ve gaita yapma hissi
Ateş basması

Duygusal Belirtiler: Kişinin ruh halinde sıra dışı değişiklikler olur. Gerginlik sinirlilik karamsarlık endişe korkuöfke cesaret kaybı panik umutsuzluk üzüntü hüzün kontrolünü kaybetme hissi güvensizlik çaresizlik heyecan görülür.
Kaygı düşüncede fizyolojide ve duygularda değişikliklere yol açar; bunun sonucunda her bir kişide gözlenen davranışlar birbirinden farklı olabilir.
Davranış değişiklikleri:

– İlginin dağılması ve ders dışı faaliyetlere
yoğunlaşması
– Çok fazla sosyal etkinlikle zaman
harcayarak derse zaman ayıramama
– Koordinasyonu bozuk hareketler sendeleme
tökezleme
– Kaçma davranışları (örn: sınavdan önceki
gece partiye gitmek!.)
– Konsantrasyon güçlüğü
– Uykusuzluk
– Konuyu dağıtacak düşler kurma
– İştah değişikliği
– Gergin hareketler eyleme odaklanamama
– Yemek yiyememe
– Kıpırdanma yerinde duramama tırnak yeme
– Sürekli abur cubur yeme
– Normalden daha hızlı hareket etme/yürüme
– Çok fazla yemek yeme
– Sosyal geri çekilme
– Sigara alkol tüketiminde artış
– Aileden ve arkadaşlardan uzaklaşma
– İshal ya da normalden daha sık idrara çıkma
– Başkalarına tahammülsüzlük (bazen en yakın
olunan kişilere bile)
– Kendine küfretme

Sınav kaygısı verimli ders çalışmayı nasıl engeller?
Ders çalışırken; başarısızlık ve sınav sonuçları hakkında saplantılı düşünceler
Ders materyalini dikkatli okuma ve anlamada yetersizlikler
Çalışma zamanını dağınık ve kötü kullanma
Verimsiz çalışma alışkanlıkları
Ödevlerden sunum ya da sınavlardan kaçınmaya çalışma
Düşünceyi organize edememe ya da odaklanamama.

Sınav kaygısı sınavda potansiyelin kullanımını nasıl engeller?

Sınava girecek olan kişi bilgi düzeyi yeterli olsa bile;
Sınav sorularını anlayamaz
Dikkatini verimli kullanamaz
Önemli kavram anahtar kelime eş anlamlı sözcükleri hatırlamada güçlük olur
Çok iyi bilinen soruların bile yanıtlarını unutabilir
Yapamadığı soruya fazla zaman ayırarak zamanını kötü kullanır
Sınavdan sonra tüm yanıtları doğru biçimde hatırlama da yıkıcı kaygısı olan kişilerde görülür.

Rehberlik Nedir?

PSİKOLOJİK DANIŞMA:

 

 Bireyin yetenekleri

 

 Becerileri

 

 İlgileri

 

 Tavırları

 

 Güdüleri

 

 Kişisel ve duygusal problemleri konusunda

 

 Kendisini daha iyi anlaması ve kendi kendine kararlar alabilir

 

 Problemlerini çözebilir hale gelmesini amaçlar.

 

REHBERLİK:

 

 Bireyin kendini anlaması

 

 Problemlerini çözmesi

 

 Gerçekçi kararlar alması

 

 Kapasitelerini kendine en uygun düzeyde geliştirmesi

 

 Çevresine dengeli ve sağlıklı bir uyum yapması ve böylece kendini gerçekleştirmesi için uzman kişilerce bireye verilen psikolojik yardımlardır.

 

REHBERLİĞİN AMACI

 

Bireyin kendini gerçekleştirmesine yardım etmektir!!!

 

İlköğretimde, okullarda yürütülen rehberlik hizmetlerinin amacı;

 

 Öğrencilerin kendilerini tanıyarak kişisel gelişim ihtiyaçların karşılama

 

 Öğrencileri ilgi, yetenek ve yeterlilikleri doğrultusunda bir üst eğitim kurumuna yönlendirme

 

 Ev, okul ve topluma en iyi uyumu yaparken kendini yönetebilmesi için yardım etme

 

 Sosyal beceriler kazanarak, öğrencinin kendine uygun yaşam biçimi geliştirmesine yardımcı olmadır.

 

EĞİTSEL REHBERLİK

 

Bireyin, eğitim yaşamı ile ilgili bütün sorunlarına yönelik olarak verilen yardımlardır.

 

Eğitim ortamının birey için en önemli boyutlarından biri, şüphesiz başarıdır. Başarı, eğitim ortamında verilen öğrenimin bir sonucudur.

 

Okul başarısını etkileyen çok farklı etmenler vardır. Çalışma alışkanlıkları, verimli öğrenme yolları, okuma ve öğrenme güçlükleri vb. başarıyı önemli ölçüde etkileyen sorunlar arasındadır. Bu gibi sorunların çözümü için öğrencilerin başarı durumları ile ilgilenmek, öğrencilerin yeteneklerine göre başarılı olup olmadıkların inceleyerek ve böylece öğrencilere verilecek hizmetlerin belirlenmesi eğitsel rehberlik hizmetlerini kapsamaktadır.

 

Eğitim ortamındaki kişiler arası ilişkilerin, aile ve yakın çevredeki ilişkilerden önemli farklılıkları vardır. Bu nedenle her öğrencinin, bu yeni eğitim ortamına uyumla ilgili çeşitli sorunlarla karşılaşması doğaldır. Uyumla ilgili sorunlar, psikolojik sağlığı doğrudan doğruya etkileyen sorunlardır.

 

Günümüzde psikolojik sağlık, bireyin çevresine sağlıklı ve dengeli uyum yapabilmesi anlamına geldiğinden, eğitsel rehberlik hizmetleri bu anlamda önem taşımaktadır.

 

MESLEKİ REHBERLİK

 

Çeşitli meslekleri tanımaları ve kendi kişisel özelliklerine uygun olan meslekleri seçmeleri, mesleklere hazırlanmaları ve mesleklerde gelişmeleri amacı ile bireylere yapılan yardımlardır.

 

Mesleki rehberlik hizmetleri; bir meslek için hazırlanmada, mesleğe giriş yollarını aramada, mesleği seçmede, okulları tanımada, etkili ve başarılı bir meslek adamı haline gelmede bireylere dönük yardım süreci olarak da tanımlanabilir.

 

Mesleki rehberlik çalışmaları 3 aşama etrafında toplanmaktadır:

 

▪ Öğrencileri tanıma

 

▪ Mesleklerin incelenmesi

 

▪ Bireyin kişisel nitelikleri ile mesleklerin gerektirdiği özellikler arasında bağlantı kurma.

 

Meslek seçimi, bireylerin yaşamlarında, onların mutlu olmalarını ve başarılı olarak gelişmelerini ve böylece kendilerini gerçekleştirmelerini etkileyecek en önemli olaylardan biridir. Günümüzde mesleklerin sayısının artması ve gençlerin gelecekte, sağlıklı meslek seçimi yapabilmesi için, mesleki rehberlik hizmetlerine duyulan önemi arttırmaktadır.

 

KİŞİSEL REHBERLİK

 

Bireylerin kendileri ile ilgili kişisel problemlerinin çözümü için yapılan psikolojik yardımlardır.

 

Kişisel sorunlar, zamanında çözüme bağlanmazlarsa birey üzerindeki olumsuz etkileri artar ve bu sorunlar zamanla, kaygı verecek boyutlara ulaşır. Böylece, aslında kolayca çözülebilecek bir sorun çok daha karmaşık boyutlara ulaşarak, kişinin psikolojik sağlığını bozacak bir duruma gelir. Bu nedenle, psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin her bireye dönük olarak düzenlenmesi, bu hizmetlerin sürekli ve önleyici olması, kişisel sorunların ileri psikolojik boyutlara erişmemesi bakımından önem kazanmaktadır.

 

REHBERLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR?

 

Rehberlik Ne Değildir?

 

 Rehberlik çocuğun elinden tutup yürütmek, bütün ihtiyaçlarını karşılamak değildir.

 

 Rehberlik öğrenciyi korumak, her sıkıntıdan kurtarmak, problemlerini çözmek için doğrudan yardım yapma değildir.

 

 Rehberlik öğrenciye öğüt vermek, telkinde bulunmak, tavsiye yapmak değildir.

 

 Rehberlik öğrencilere test uygulamak, anket yapmak, fiş doldurmak dosya tutmak gibi rutin işler değildir.

 

 Rehberlik okulda disiplini sağlama, öğrencileri tehdit etme, kontrol altında bulundurma, onları yargılama işi değildir.

 

 Rehberlik idarenin istek ve arzularını öğrencilere empoze etmek, öğrenci ile okul idaresi arasında aracılık etmek işi değildir.

 

 Rehberlik öğrencilerin devamsızlıklarını incelemek, karne yazmak sekreterlik yapmak değildir.

 

 Rehberlik öğrenciyle ahbaplık etmek, sohbet yapmak, dertleşmek değildir.

 

 Rehberlik bilgi vermek, ikna etmek inandırarak ve önderlik ederek çocukların davranışlarını etkilemek değildir.

 

 Rehberlik, her türlü problemi hemen çözebilecek sihirli bir güce sahip değildir; rehberlik uzmanının elinde sihirli değnek yoktur.

 

 

Rehberlik Nedir?

 

 Rehberlik öğrencinin kendisine yardım etmesi ağırlıklı çalışmalardır.

 

 Rehberlik öğrencinin kendisini tanıması ortaya koyması, kendi kararlarını kendisi vermesi, kendi hayatını kendisi yönlendirmesi ve sonuçlarında sorumlu olması işidir.

 

 Rehberlik isteklilik ve gönüllülüğe dayalı bir yardımdır.

 

 Rehberlikte öğrenci hakkında hazırlanan test, anket, bilgi toplama amaç değil, öğrencilere yardımcı olmak için kullanılan araçtır.

 

 Rehberlikte danışan öğrencilerin özellikleri ne olursa olsun, hasta olarak algılanmaz ve özelliklerine kişiliklerine saygı duyularak yürütülen çalışmalardır.

 

 Rehberlikte ilişkiler tek yönlü olmayıp, rehber ile öğrencinin karşılıklı saygı, hak, sorumluluk işbirliğine dayalı bir etkileşim ilişkisidir.

 

 Rehberlikte öğrenci hakkında edinilen bilgiler açık yakalama, tehdit etme baskı aracı olarak kullanılmayıp gizli ve özel her türlü bilgiler onun en verimli gelişimi için kullanılır ve gizli tutulur.

 

 Rehberlik öğrencinin karşılaştığı veya ileride karşılaşacağı problemler için öngörü kazandırmak, problemlere hazır hale getirmek, çözüm için beceri ve anlayış oluşturmaktır.

 

 Rehberlik bireyin benlik ve kişilik gelişimine yardımcı olmaktır.

 

 Rehberlik disiplin işi değildir. Yalnız öğrencilere her türlü uyumları için, program ve birlikte yaşama, bilmeden hatalara düşmemeye yönelik kurallar hakkında bilgi verilebilir.

 

 Rehberlik öğrencilerin her türlü eğitimi ve gelişimi için uygun ortam yaratmaktır.

 

 Rehberlik sadece sorunlu olan öğrencilerin problemlerinin çözümüne yardımcı olma, onlara bir takım hizmetler sunmayla sınırlı değildir. Önleyici, yönlendirici, uyum sağlayıcı, geliştirici, bütünleştirici, aydınlatıcı fonksiyonlarıyla diğer öğrencilere de hitap etmektedir.

 

 Rehberlik sadece psikolojik danışma değildir, rehberlik aynı zamanda bir kişilik hizmetleri topluluğu olarak sağlık, sosyal kültürel v.b hizmetleri de içermektedir. Psikolojik danışma ile rehberlik tanım olarak birbirinden ayrılmakla beraber, hizmet olarak birbirlerini tamamlamaktadır